09 Kasım 2009 Pazartesi
Days
without you my days are Moanday, Tearsday, Wasteday, Thirstday, Fightday,Shatterday and Sadday.
22 Ekim 2009 Perşembe
Desert Rose (Çöl Gülü)

Haftalardır sting in desert rose unu diniliyorum ara vermeden şarkının dili ne olursa olsun anlattığı şey insana ait bir duygu ise ırk, millet fark etmeden onu dinlerken heycanlanabiliyor, sevinebiliyor hatta ağlayabiliyor... İşte Desert Rose;
dream of rain
Yağmuru hayal ediyorum
I dream of gardens in the desert sand
Çöl kumlarında bahçeleri hayal ediyorum.
I wake in pain
Acıların içinde uyanıyorum
I dream of love as time runs through my hand
Zaman ellerimden akıp giderken aşkı hayal ediyorum.
I dream of fire
Ateşi hayal ediyorum.
Those dreams are tied to a horse that will never tire
Bu hayaller asla yorulmayan bir atın boynuna asılı
And in the flames
Ve Alevler içinde.
Her shadows play in the shape of a mans desire
Onun gölgeleri bir erkeğin arzuladığı şekilde oynuyor.
This desert rose
Bu çöl gülü.
Each of her veils, a secret promise,
Onun her bir maskesi, gizli bir sözdür.
This desert flower
Bu çöl çiçeği.
No sweet perfume ever tortured me more than this
Hiçbir hoş koku bana bundan daha fazla işkence etmemişti.
And as she turns this way
Ve o bu yöne dönüyor
She moves in the logic of all my dreams
O benim bütün hayallerimin mantığı içinde hareket ediyor
This fire burns
Bu ateş yanıyor
I realize that nothings as it seems
Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını fark ediyorum
chours
I dream of rain
Yağmuru hayal ediyorum
I lift my gaze to empty skies above
Yukarıdaki boş gökyüzüne bakışlarımı dikiyorum
I close my eyes, this rare perfume
Gözlerimi kapatırım, bu müthis koku
Is the sweet intoxication of her love
Aşkının tatlı sarhoşluğudur.
chours
Sweet desert rose
Tatlı çöl gülü
Each of her veils, a secret promise
Onun her bir maskesi, gizli bir sözdür.
This desert flower
Bu çöl çiçeği
No sweet perfume ever tortured me more than this
Hiçbir hoş koku bana bundan daha fazla işkence etmemişti.
Sweet desert rose
Tatlı çöl gülü
This memory of Eden haunts us all
Cennetin hatıraları hepimizi ziyaret eder.
This desert flower, this rare perfume
Bu çöl çiçeği, bu müthis koku
Is the sweet intoxication of the fall
Düşüşün tatlı sarhoşluğudur
21 Ekim 2009 Çarşamba
Oryantalizm

Oryantalizm kelimesini sık sık işitiriz , ona kendimiz bile mağruz kalabiliriz zaman zaman. Hatta bir bakmışınız oryantalist olarak yetiştirilmişiniz . Şaka yapmıyorum hiç mi demiyoruz " aah ah avrupa da şu böyle bu böyle ama burada ..." diye . İşte size yüzde yüz oryantalist bir düşünür ... İstesen bile böyle bir oryantalist yetiştiremezsin. Neyse oryantalizm neymiş bakalım ne dersiniz ?
*Oryantalizm ya da diğer adlarıyla Doğu bilimi, Şarkiyatçılık, Şarkiyat, Doğubilim; Yakın ve Uzak Doğu toplum ve kültürleri, dilleri ve halklarının incelendiği batı kökenli ve batı merkezli araştırma alanlarının tümüne verilen ortak ad.
Terim, kimi çevrelerce olumsuz bir yan anlamla 18. ve 19.yüzyıllardaki sanayi kapitalizminin gelişme döneminin zihniyeti tarafından şekillendirilmiş Amerikalı ve Avrupalıların Doğu araştırmalarını tanımlamakta kullanılmıştır. Bu anlamda doğuculuk Aydınlanma çağı sonrası Batı Avrupalı beyaz adamın Doğu hakları ve kültürüne yönelik dışarıdan, ötekileştirici, değilleyici ve önyargı dolu yorumlarına işaret etmektedir. Terimi bu bakış açısından ve olumsuz manada kitaplarında -özellikle de Orientalism (1978) kitabında- kullanan en ünlü kişi Edward Said'dir. Bernard Lewis gibi batılı akademisyenler ise Said tarafından kelimeye yüklenen bu olumsuz imaları eleştirmişlerdir. Said ve eleştirisini izleyen birçok sosyal bilimci, Oryantalizmin Batı'nın emperyalist eylemlerine katkıda bulunan bir kurgu olduğu, aslında hiç masum bir imgelem veya disiplin olmadığı ve Batı'nın dünyanın değişik coğrafyalarına sızma girişimlerinin fikri, bilimsel ve kültürel altyapısının Oryantalizm tarafından teçhizatlandırıldığı görüşündedir.
*http://tr.wikipedia.org/wiki/Oryantalizm
20 Ekim 2009 Salı
Meraklısı içın öyle bir hikaye
“Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye” yıllar sonra, yeniden sahneleniyor. Kısa bir süre önce kaybettiğimiz usta oyuncu, yazar, çizer ve yönetmen Savaş Dinçel, edebiyatımızın en önemli kalemlerinden Sait Faik’in öykü ve anılarından yola çıkarak bize zengin bir İstanbul gezintisi yaptırıyor. Ergün Işıldar’ın yönettiği “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye” adlı oyun seyircisini önce Burgazada, sonra Karaköy, Tünel, Beyoğlu, Hristaki Pasajı ve Taksim Parkına götürüyor. Elbette yaşama sevinci ile…
Naşit Özcan, Sait Faik’in duygulanımlarını gerçek ya da yaşamış olmak zorunda olmadığının fevkalade bilincinde. Öncelikle görülebilir, okunabilir ve duyguların sergilenebilir uzlaşımlarını uygun hale getirmiş. Duygulanımı belirgin kılan davranışsal özellikler yani gülümsemeleri, tutumları, beden duruşlarını bir araya getiren insan varlığının duygulanım anlatımı, tiyatroda bir dizi standartlaştırılmış ve kodlanmış duygulanımlar bulur, pek malûmdur. Naşit Özcan, bu duygulanımları, tanımlanabilen davranışları öyle mükemmel çizmiş ki, çizgileri temsilin ana çatısını oluşturan ruhsal ve dramatik durumları doğurmuş.
“Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları. Hişt hişt! Hişt hişt! Hişt hişt!(*)”
Helal olsun valla…
Naşit Özcan “Meraklısı İçin Bir Hikâye”de bizi güzel “ses”e doyurmuş!
Tiyatro bittikten sonar Naşit Özcan aşağıdakı büssü çekilişle bir izleyiciye hediye etti, maalesef o izleyici ben değilim.
19 Ekim 2009 Pazartesi
Bilgeyle Konuşma
BİLGEYLE KONUŞMA
Benimle konuşmak mı istiyorsun ?”
Diye sordu Bilge.
“Eğer vaktiniz varsa dedim.
Gülümsedi.
“Benim herzaman vaktim vardır.”
“Bana ne sormak istiyorsun?”
“İnsanoğlu seni ençok ne ile şaşırtıyor”
“çocukluktan sıkılıp hemen büyümek istiyorlar,”
“Büyüyüyüncede tekrar çocuk olmak…”
“Yarınından endişe ederken bugünü unutuyorlar,”
“Ne bugünü nede yarını yaşayabiliyorlar…”
“Para kazanmak için, önce sağlıklarını harcıyorlar,”
“Sonrada sağlıkları için paralarını…”
“Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar,”
“Ve de hiç yaşamamış gibi ölüp gidiyorlar…”
Bilge elimden tuttu ve sonra boşluğu bir sessizlik doldurdu
Sordum;
Ana Baba olarak çocuklarıma en çok neyi öğretmeliyim “
Kimseye kendilerini sevdiremiyeceklerini”
“Ancak kendilerini sevilebilecek biri yapabileceklerini…”
“İnsanların emeklerinin satın alınabilceğini,”
“Kalplerinin ve akıllarının kazanılabileceğini…”
“Kalp yaralarının bir anda açılabilceğini”
“Kapanmasının yıllar sürebileceğini,”
“Affetmeyi,Affederek Ve Öğreterek.öğrenilebileceğini..”
“Zenginliğin; Hayatta çok şeye sahip olmak değil,”
“En az şeye ihtiyaç duymak olduğunu…”
“Aynı şeye bakan insanların,her birinin farklı şeyler gördüğününü “
“Önemli olanın,Neye baktığınız değil”,
“Ona nasıl baktığımız olduğunu …”
“Esnekliğin hayat,”Sertliğin ölüm olduğunu..”
“Gücün kaynağının ,para ve mevki değil”
“Gönül ve ilim olduğunu…”
“Kinin kalbe ağırlık olduğunu…”
“Hata karşısında özürdilemenin,”Gerçek büyüklük olduğunu…”
“İnsanın özünün sevgi olduğunu,”
“Ama nasıl göstereceklerini ve söyleyeceklerini bilmeyen çok seven insanların olduğunu..”
“Adaletin,Herşeyin olması gerektiği yerde bulunması olduğunu..”
“Öğret ve sende unutma…”
“Ölüm yaşlılığa yakıştırılır,”
” Ama herkes ölecek yaştadır."
Benimle konuşmak mı istiyorsun ?”
Diye sordu Bilge.
“Eğer vaktiniz varsa dedim.
Gülümsedi.
“Benim herzaman vaktim vardır.”
“Bana ne sormak istiyorsun?”
“İnsanoğlu seni ençok ne ile şaşırtıyor”
“çocukluktan sıkılıp hemen büyümek istiyorlar,”
“Büyüyüyüncede tekrar çocuk olmak…”
“Yarınından endişe ederken bugünü unutuyorlar,”
“Ne bugünü nede yarını yaşayabiliyorlar…”
“Para kazanmak için, önce sağlıklarını harcıyorlar,”
“Sonrada sağlıkları için paralarını…”
“Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar,”
“Ve de hiç yaşamamış gibi ölüp gidiyorlar…”
Bilge elimden tuttu ve sonra boşluğu bir sessizlik doldurdu
Sordum;
Ana Baba olarak çocuklarıma en çok neyi öğretmeliyim “
Kimseye kendilerini sevdiremiyeceklerini”
“Ancak kendilerini sevilebilecek biri yapabileceklerini…”
“İnsanların emeklerinin satın alınabilceğini,”
“Kalplerinin ve akıllarının kazanılabileceğini…”
“Kalp yaralarının bir anda açılabilceğini”
“Kapanmasının yıllar sürebileceğini,”
“Affetmeyi,Affederek Ve Öğreterek.öğrenilebileceğini..”
“Zenginliğin; Hayatta çok şeye sahip olmak değil,”
“En az şeye ihtiyaç duymak olduğunu…”
“Aynı şeye bakan insanların,her birinin farklı şeyler gördüğününü “
“Önemli olanın,Neye baktığınız değil”,
“Ona nasıl baktığımız olduğunu …”
“Esnekliğin hayat,”Sertliğin ölüm olduğunu..”
“Gücün kaynağının ,para ve mevki değil”
“Gönül ve ilim olduğunu…”
“Kinin kalbe ağırlık olduğunu…”
“Hata karşısında özürdilemenin,”Gerçek büyüklük olduğunu…”
“İnsanın özünün sevgi olduğunu,”
“Ama nasıl göstereceklerini ve söyleyeceklerini bilmeyen çok seven insanların olduğunu..”
“Adaletin,Herşeyin olması gerektiği yerde bulunması olduğunu..”
“Öğret ve sende unutma…”
“Ölüm yaşlılığa yakıştırılır,”
” Ama herkes ölecek yaştadır."
04 Ekim 2009 Pazar
Yağmur
"Yagmuru sevdigini söylüyorsun ama
yagmur yaginca semsiyeni aciyorsun
Günesi sevdigini söylüyorsun ama
günes cikinca gölgeye kaciyorsun
Rüzgari sevdigini söylüyorsun ama
rüzgar cikinca pencereni kapatiyorsun
Iste bundan korkuyorum cünkü
beni de sevdigini söylüyorsun!..........."
Master William Shakespeare
yagmur yaginca semsiyeni aciyorsun
Günesi sevdigini söylüyorsun ama
günes cikinca gölgeye kaciyorsun
Rüzgari sevdigini söylüyorsun ama
rüzgar cikinca pencereni kapatiyorsun
Iste bundan korkuyorum cünkü
beni de sevdigini söylüyorsun!..........."
Master William Shakespeare
03 Ekim 2009 Cumartesi
Ode To The Lemon
Ode To The Lemon From blossoms
released
by the moonlight,
from an
aroma of exasperated
love,
steeped in fragrance,
yellowness
drifted from the lemon tree,
and from its plantarium
lemons descended to the earth.
Tender yield!
The coasts,
the markets glowed
with light, with
unrefined gold;
we opened
two halves
of a miracle,
congealed acid
trickled
from the hemispheres
of a star,
the most intense liqueur
of nature,
unique, vivid,
concentrated,
born of the cool, fresh
lemon,
of its fragrant house,
its acid, secret symmetry.
Knives
sliced a small
cathedral
in the lemon,
the concealed apse, opened,
revealed acid stained glass,
drops
oozed topaz,
altars,
cool architecture.
So, when you hold
the hemisphere
of a cut lemon
above your plate,
you spill
a universe of gold,
a
yellow goblet
of miracles,
a fragrant nipple
of the earth's breast,
a ray of light that was made fruit,
the minute fire of a planet
by Pablo Neruda
released
by the moonlight,
from an
aroma of exasperated
love,
steeped in fragrance,
yellowness
drifted from the lemon tree,
and from its plantarium
lemons descended to the earth.
Tender yield!
The coasts,
the markets glowed
with light, with
unrefined gold;
we opened
two halves
of a miracle,
congealed acid
trickled
from the hemispheres
of a star,
the most intense liqueur
of nature,
unique, vivid,
concentrated,
born of the cool, fresh
lemon,
of its fragrant house,
its acid, secret symmetry.
Knives
sliced a small
cathedral
in the lemon,
the concealed apse, opened,
revealed acid stained glass,
drops
oozed topaz,
altars,
cool architecture.
So, when you hold
the hemisphere
of a cut lemon
above your plate,
you spill
a universe of gold,
a
yellow goblet
of miracles,
a fragrant nipple
of the earth's breast,
a ray of light that was made fruit,
the minute fire of a planet
by Pablo Neruda
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

